hertz

matbu poetikhars!

Semiyotik Gerilla Savaşı: Görsel Şiir

Serkan Işın

“Nazi art was allegorical, emblematic, and pedagogic.”Cora Goldstein, PURGES, EXCLUSIONS, AND LIMITS: ART POLICIES IN GERMANY 1933-1949

Öncelikle belirtmek gerek, görsel şiir halkın eline geçmiş “avangard”tır. Bugün, görsel şiir ile uğraşanların hepsi 1929′da Müstakil’lerin ellerine devlet tarafından verileni, kendi evlerinde bilgisayarları, mürekkepleri, tarayıcıları vb. ile gerçekleştirmektedirler. Bunda hiç bir şüphe yoktur. Altının kalın bir çizgi ile çizilmesi gerekmektedir.

Modernleşmemiz, hiç bir şekilde Batılı modernizmi içeriden katetmeye çalışmamış, onu bir faz aralığı içinde geriden izlemiştir. Modern/i/te/yi içkin bir eleştiriye tabî tut(a)madığından (Hasan Bülent Kahraman), ondan faydalanmaya çalıştığı her noktada sorun yaşamıştır da. Çünkü modern 20. yüzyıl başında söküp atıyor ve yerine yenisini temellerine kadar indiği şeyin içinden buluyordu, köklerine baktıkça Modernizm aynası ona dar da gelmedi değil. Bizde, misal Kübizm, yerinden edemediği “nargile içen adamı”, “yoğurt satıcısını”, “orta oyuncusu”nu, yeni bir biçim içine sokmaya çalışıyor, bu ödünç alınmış keskin hatlar ve renkler, ne ressamın model karşısındaki konumunu, ne de modelin tablo üzerindeki bütünlüğünü sarsabiliyordu. Bir dönüştürme işlemi olarak “kübizm” böylelikle fazla biçimli bir vitray ya da kutsalından arındırılmış minyatör olarak güdüklüğünü gizleyemiyordu, kimbilir. Tek bir spot ışığının altında, gölgelere nizam vermek fazlaca zorlaşıyordu.

Türk modern resmi örneğin, görsel sanatların hiç birine kılıç çekmemiştir. Türk modern şiiri, kuruluşundaki akıldışılığı, irrasyoneli hatta irreel olan şeyleri neredeyse unutmaya çalışmış, bunun yerine (zamanın ruhuna belki de uygun olarak) olumlayıcı, birleştirici olandan medet ummuştur. Bugün irrasyonel olandan, metafizik olana çizilecek çizgi ile Lirik/Epik şiir tarihimiz serimlenebilirken, akıl tarafında yer alan şiirden, gerçekçilik namına ne kalmıştır? Bütün o kurucu metinlerin hiç biri, icad etmeye çalıştıkları geçmişin, sadece taşa, yalnızca taşa ve illa ki taşa vurmuş hallerinden sıcak değildir.

Bugün belki de ilk kez, Noel Baba’nın olmadığını düşünüyoruz, hayretle: yaşadığımız çağın her saniyesinin, her milimetre kare mekana vuran zulmünün karşısında “edebiyatın”, “şiirin”, “felsefenin” neden bu kadar çaresiz kaldığını araştırmak için yine babadan kalma erdemlere sığınıyoruz. “İyi yazmak, sıkı şiir, büyük şiir, düşüncelerin inci gibi dizilmiş hali olarak bilgece denemeler, en ince gösterge avcılarının, kılı kırk yaran araştırmalarına dayanan eleştiri metinleri… Acemilik efendimiz değil artık. Pastanede özenle hazırlanmış bir pastanın geometrisini, damak tadımızı kıvamlandıran, katmerlendiren aromanın içeriğini düşünürken de kıyameti hızla bekliyoruz. Gusto sahibi yamyamlar ve barbarlarız artık.

Görsel şiir, bize şiir olarak dayatılan şeye soru sormaktır, çocukça, militanca sorular. Her türlü imgede, söz dizilişinde, harf sıralanışında, ölçüde teknik olarak kendisini yüzyıllardır gizleyen ve öteleyen Şey’in kendisine saldırmaktır. En son durağı taş ya da birinin mezarı olan Yazı’nın levazımına bakmaktır biraz. Alegorisi yapılamayacak olan bir gösterge, bir simge, bir Şey aramaktır. Olsa olsa, en azından yaşantımıza sokulmaya çalışılan endüstriyel yazma tekniklerinin etkilerinden kurtulmaya çalışmaktır. Ya da tam tersine bu etkilerden uzakta bir hayal dünyasında yaşamadığımızı fark etmektir. Tüm bu reklamcıların yetenekleri, geçmişlerimizde bulup, açığa çıkartıp, bugüne uygulayıp, süsledikleri kadîm yoksunluklarımızdan besleniyor ya, işte görsel şiir reklamı, cingılı yapılamayacak hallerimizin şiiridir.

Görsel şiir olarak sunulan şey, yazamadığımız, çizemediğimiz şeylerin sığasıdır. Yazamama, çizememe ve kaza yapma haklarımızın, karıştırma, birbirine sokma, öteleme, parçalama, sıkıştırma, saçmalama haklarımızın geri alınmasıdır. “Bundan ne anlayabilirim?” koşullanmışlığına karşı, “bundan hiç birşey anlamak zorunda değilsin” küstahlığını göstermektir. Okurun, bakanın, gösterge ile metnin derinlerindeki bir zaman içinde ödüllendirilmesine karşı çıkılmasıdır. Bir edebiyat dersinde “şair burada şunu anlatmak istemiştir” sorusunun hiçkimse tarafından yanıtlanamamasıdır. Verilen yanıtların, yapıttan -ki hiç bir zaman tam değildir- bakanın kayıp göstergeleri, hayaletleri ile sınırlı kaldığı bir cehennemdir, muhtemelen.

Fakat bunun dışında, aşırı-modernleştirilmenin kurbanları olarak biz sıradan vatandaşların kullanmak zorunda kaldıkları dil karşısında takındıkları tavırdır. Bir şey anlatılamaması için yanyana getirilmiş bu harfleri, bu daktiloyu, bu mürekkebi, bu bilgisayarı, bu dizeleri, bu kelimeleri başka indirgenecek şeyleri kalmayana kadar elemek, elemek ve unufak etmektir.

Mimle/Kaydet