hertz

matbu poetikhars!

İLHAN BERK’İN EVİ VE / Rİ IRMAĞI ÜZERİNE

Serkan Işın
Sanat Dünyamız Şubat 2007

Görünen şeydeki anlam nedir? (…) Kendini durmadan değiştiren bir enerji türü (John Berger)

Bizde şiir aşırı yüklenmiştir. Dil yetimizin yetersizliği ile, gövdemizin el veremeyeceği koordinatlarda gezinmek zorunda bırakılışı, bize acı deneyimin tanımlarını retina arkasında yaptırmaya başlar. Oysa dilin kendi kendisi için deneyimle alıp veremediği imge, şairin ölmek/öldürmek yerine ikame etmeyi seçtiği şiir metninde, yazı olarak bulunmaktadır; hiçlikten gelen hiçlikle nasıl ifade edilebilir?

Aslında hiç yazı olarak bulunamamaktadır ve gerisi de herkesin diline sakız olmaya açıktır. Hegel’e bakarsak, spekülatif alan tavaf edilmeden, asla ve asla “arı” bilgi elde edilemez. Burada arı bilgi ifadesinin de aldatıcı olduğunu hiç unutmamak gerekiyor. Öyleyse, arı bilgi bir yazı birimi olarak hiç’in hangi kipidir?

Aydınlanma’nın dili ve buna bağlı pratiklerinin hepsinin endüstriyel yazma biçimleri sona ermiştir artık. Yeni bir anlatımın eşiğinde bulunuyoruz. Şiir de bundan nasibini alacaktır.

Teleks makinasının, faksın ya da yazıcınızın (ya da yandaki işlerdeki gibi tarayıcının) kendi başına birşeyler gönderdiğini hayal edin. Eskiden olsa “orada” birinin olduğuna yorabilirdik olayı, oysa arada sıkışmış kalmış bir metnin (hem kağıdın hem de verinin) yazıcının tepsisinden akışının arkasında tam da ancak şimdi Zaman ve Mekan arasında sıkışmış kalmış birşeylerin (insandan başka) olduğunu düşünebiliriz. Yazı, ilk kez kendisini akışa bırakabilecek ve akıldan yoksun (irrasyonel değil irreel) bir Zaman’da serpilmektedir. İnsanın ürettiği herşeyin eninde sonunda İnsan’dan geçeceği gerçeğini bir kenara atarak, önümüzde veri ırmakları, açlık istatistikleri, vicdansızlık bordroları akıp gitmektedir. Herşey haber vermek için, bilgi ulaştırmak için “süper iletkenleştirilirken”, biz’im bu kadar yalıtkan olmamızı sağlayan nedir?

Görsel şair bu soruya sportif bir şekilde cevap verir. Veri ırmağında bir kez yıkanılmayacağının garantisi olarak simgesel alanın uç verdiği grafiğin maksimum minimum çizgilerini izler. “Lam”ın içine sıkışmış kalmış ve terimin öte tarafın taşmış ne varsa, o buraya ne Latin alfabesinde ne de Sankritçe’de geçecektir. O, orada kalan anlamsızlığın, evrenselliğinin ve zamandışılığının kanıtı olarak kendisine Lam denilen şeyin, başka bir harfle yapacağı tüm korkunç birleştirmelere direnmek için oradadır. Lam’ı dünyaya geri getirmenin yolu, onu kendine teslim etmekse, o zaman veri ırmağının herhangi bir başlangıcı olmadığını fark etmek gerekmektedir. Yazı, neyi taklid ediyor olabilir ki, orada olamayandan başka? Teleks, ne aktardığını bilebilseydi, katlanabilir miydi buna?

Görsel Şiir, Şiir’in şiir dediğiniz şeyden arındırılmış ve entropik halidir. Ve açıkça sormak gerekir, kaydedilmiş bu görüntüleri ilk okuyan ve onlara ilk bakan kimdir? Tarayıcının aynası, camı üzerine konan nesneleri kırmaya başladığı noktadan itibaren, karşımıza ağır ağır gelen yeni “şey” nedir? Özdeşlik ilkesi nasıl zedelenmektedir? Temsil edilirken orjinal’e dönüşen kopya olarak yapıt kimin eseridir? Tarayıcının Zaman ve Mekan olarak metne yaptığı yoruma, yapıbozumuna baktığımızı iddia edebilir miyiz?

Mimle/Kaydet