hertz

matbu poetikhars!

e-brµ (kışkırtıcı bir ebru teorisi)

Serkan Işın
(Sanat Dünyamız, Kış 2008′de yayınlanmıştır.)

Ebru sanatının ihtişamı karşısında dilimiz tutuktur ama böyle olması gerekir mi? Bu sanatta, şiir adına çıkarılacak çok fazla yenilik ve ders vardır. Ebru, sanatların sanatı olarak, bize mecra, malzeme, akış, söylem, gösterge vb. kavramların nasıl, ebru tekniği üzerinden teknoloji ile yeniden kullanılabileceğini fısıldar. Öyledir ki, ebru, bugüne kadar kendisini yeni ufuklara taşıyacak tekniğin yanı başında uslu uslu duruyor, tarihi bilinmeyen geçmişinin evrelerini, temrinlerini kopyalayıp, hayatını sürdürüyordu. Bugün, ebru’nun tarayıcı [1]/fotokopi [2] üzerinden yeniden doğuşuna şahit olabiliriz.

H20′un yerini alacak 1 ve 0′lar. İletişimin özü olarak ikili anahtar.

Bugünkü iletişim dünyasında herşey 1 ve 0′lardan müteşşekildir. Bu iki anahtar, akışı sağlarlar, tıpkı su dalgaları gibi.

E-bru, elektronik olanın yüzünün resmidir. Bu anlamda, 1 ve 0′ların göstergeye, anlamlı ya da anlamsız birer göstergeye dönüştürülebileceği ortam (tarayıcının yüzü, fotokopi makinasının camı vs) e-brunun gerçek mecrasıdır.

Burada desen, artık bilgi akışı sırasında kaybolup giden başka bir boyutu ifade eder.

E-bruzen’in kağıda ya da ekrana aktardığı “an” artık mekan ve zaman’dan sıyrılmış, saf şeydir. Bu gönlün kuantalanmasıdır.

Bu fikrin, kendi kendisinden dışarı, anlamsızın eşiğine doğru fırlatılması ve orada bir “an” için hapsedilmesidir.

Tarayıcının ışıklı gözü, üzerinden geçip gittiği karanlığı aydınlatmakla kalmaz, orada izler oluşması için imkanlar da bırakır.

İmkan, mekan olarak zaman’la birleşir.

Tarayıcı’nın akan gözü, burada üzerine konan şeyin birebir kopyasını başka bir ortama (mecraya), başka bir dile (sayısal dile, 1 ve 0′lara) çevirmeye başlar.

Burada e-bruzen, akış halindeki kainatın küçük bir parçası olan bu harekete müdahale eder, bilir; iki şey birbirinin aynı değildir.

Temsil, burada hatalıdır, ama orjinalinin aksinde bambaşka bir olasılıklar kainatı taşır.

Tarayıcıya ya da kopyalanan şeye yapılan müdahaleler, kaza’nın, kaza kelimesi içinde yer alan, eksik yargının dile gelmesidir.

Burada, deformasyon (müdahale) her ne yoldan yapılırsa yapılsın, sabit hareket eden tarayıcının gözünü “oyalamak” amaçtır.

Burada amaç, tarayıcıya, makinaya “gönül” adına hata yaptırmaktır. Tarayıcının gözü yerine yerleşip, cihaz bekleme konumuna geçtiğinde, artık, burada olan birşey, 1 ve 0′ların dünyasında bambaşka birşey olarak, bir gösterge çiçeği olarak yeniden doğacaktır. Burada 1 ve 0, siyah ve beyaz yeniden şekillendirilir, akış yeniden yorumlanır, rastlantı, kendi doğası gereği, tüm yapıtın (orjinalin karşısındaki yeni orjinal olarak) bünyesini kaplar. Burada artık “şans” dile gelmiş ve konuşmuştur. Ne ilk yapıtın malı, ne de ikincisinin tamamı olarak. O arada, ortada bir yerlerde kendini gösterip, kaybolan şeydir. e-bru sanatı, ortaya çıkacak yapıtın kuramsal olarak bilinemezliğinden beslenir.

Örneğin; “fraktal, içiçe sonsuz, tanımlamak çok zor, fırça, darbeler, kontrolü yok, külli irade, tesadüf yok, bir formül yok, bir seçme şansı yok, bu çıkan desenler, bunlar tabiatta var olan desenler, benzeşim, hayret, mikro kosmoz, makro kozmos” – ebruzen balıkçıoğlu’nun ifadeleri için bkz. [3])
Her zaman bir taşıyıcı/iletici yüzey vardır. Su’yun yüzü olarak ebru, suyu bir tutunma vektörü, şeylerin ve desenlerin, renklerin bir merkezkaç kuvveti olarak alır, su akışında değil, bir kap içinde durduruluşunda, donduruluşunda, ikincil olarak Zaman’dan kopartılıp, an’a, anın küçük bir minyatürüne, Umman’dan ebruzen’in mümkünler coğrafyasına, belleğin ölçeğine indirgenir. Burada yatay duran su, akmayışı ile dikey bir ekseni de belirler. Öyleyse, izin çıkarılacağı kağıt, suyun ince zarını mesken tutmuş tüm o göstergeler cümbüşünü kucakladığında, ebruzenin çıkaracağı “an” aynanın yüzüne bastırılıp da, aksinaksi olarak kendisi kalabilen Ebru’yu mümkün kılar. Suyun üzerindeki ince yüzeyde akış halindeki lâle, ebruzen tarafından “düzünden” çizilir, kağıda aktarılan bütün artık donmuş, kağıdın söylemi haline gelmiştir.

Akış – su – ebru ve enformasyon teorisi

Enformasyon teorisi [4] üzerinden düşünüldüğünde, ebruda başarı, bir lâlenin lâle olarak görünmesi değil, lâleyi andırma olasılığının yüksekliğinde yatar.
Ebruzenin külli irade olarak ifade ettiği o “bilinmezlik, sonsuzluk, fraktal” ortaya çıkan desenin, ebrunun gövdesinin söylemine doğru genişlemesinden ve burada her bir “tuhaf” parçanın (yani mesaj) yorumlanabilme eşiğini (benzeşim, temsil vb.) aşmasıdır. Enformasyon teorisi ile ebrunun kesiştiği nokta şu formülasyonda yatar:

* Ortaya çıkma olasılığı 1 olan bir durumun ortaya çıkması ile bir enformasyon oluşmaz.
* Oluşma olasılığı daha küçük olan durumun ortaya çıkması,büyük olana göre,daha büyük bir enformasyon miktarı oluşturur.

Yani belirsizlik arttıkça, külli irade’nin ebruzenin cüzî iradesine karşı etkisi daha büyüktür. Ebrudaki kuramsal açmaz şudur belki de; belirsizliğin yönü ebruzen tarafından kağıda aktarıldıkça azalır, suyun üzerinde kaldıkça artar. Şöyle ki her sistem dengeye ulaşmaya çalışacağına göre, suyun üzerine boyalar damlamaya başladığı andan itibaren, karmaşa ağır ağır kararlı bir yapıya döner.
“Termodinamiğin ikinci yasasına göre, dengede olmayan sistem dengeye doğru evrilir ve bu sırada entropisi artar. Sistem bulunma olasılığının az olduğu durumlardan, bulunma olasılığının yüksek olduğu durumlara doğru gelişir. Enformasyon-entropi arasındaki ilişkiye göre dengede olmayan sistemin evrim yönü sahip olduğu enformasyonun azaldığı yöndür.”

Kağıdın söylemi olarak ebru, akışın söylemi olarak kalmayı tercih ederek, bütün mümkünlerin ötesine doğru bir anlamlandırma ve göstergelendirme fraktalına doğru ilerler. Bu açıdan ebru, fraktal mekaniği ve kaos ile ilişkilendirildiğinde, üst söylem olarak aldığı şeyleri, bir adım ilerletebilmeyi seçebilecektir. Hiç kuşku yoktur ki, bugün, fraktal teorisi ile geleneksel sanatlar arasındaki ilişki, insanı dehşete düşürmektedir[5].

O zaman e-bruzen için, 1-0 ilişkisi, suyun akışkanlığında temsil edilen Mekansal ahengin, kainatın temsilsizliğinin denenebileceği yegane safha olarak görülebilir. Enformasyon akışının, bu şekilde yeniden düzenlenmesi belki de birçok kavramın, içiçe geçmiş ve mistikleşmiş yapısını rahatsız edecek gibi görünse de, teknik açıdan bambaşka imkanları da gözönüne serecektir. Sudan sonra, magnetizmayı, elektriği es geçtiğini unutmadan, belki de ‘akış’ kavramını yeniden, yeni teknolojilerle sorgulamalı, mecra ile ilişkisini gözden geçirmelidir. Soyut sanatlarda, böyle bir açılıma ihtiyacımız yok mudur? [6]

Notlar:

[1] http://sct.emu.edu.tr/ilkan/ex/EET264/C11%20TARAYICILAR%20VE%20DIJITAL%20KAMERALAR.doc
[2] http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=5&soru_id=218
[3] http://www.izlesene.com/video/haber/35039/ebru_sanati
[4] http://alpha.sci.ege.edu.tr/~uakinci/inf.htm
[5] Şiiri Yeniden Okumak “Bir Yapıçöüzü Girişimi”, Hasan Akay, 2003, Kitabevi Yayınları
[6] Hikmet Barutçugil’in sitesinde şu bilgilere yer verilmektedir :“Bu oluşum tabiatta var olan yeryüzü katmanlarını, bazı mikroskobik görüntüleri hatta diğer gezegenlerin görüntülerini andırır.” Bu iddia, günümüz bilgi birikimi açısından fazla nahif kalmaktadır. Mikro kozmos ile makro kozmos arasındaki ilişkiler gün be gün açığa çıkartılıp, görsel açıdan desteklendikçe, daha da nahifleşecek gibidirler.

Mimle/Kaydet