hertz

matbu poetikhars!

Nasıl?

Hertz: Şiirin dalga boyu

Zinhar, ortaya çıktığında, sadece ucundan deneysel şiir hakkında birkaç yazı yayınlamayı, en azından kişisel olarak ilgimi çeken bu tür hakkında, birkaç çeviri ve uygulamanın okurlar paylaşılması gerektiğini düşünüyordum. Aradan geçen 4 yılı aşkın süre içinde sanki azıcık kalmak istediğim bu alan tarafından neredeyse yutuldum. Sırf ben değil, bu alan içinde öyle veya böyle bulunmayı seçen herkesi az çok sürükledi. Deneyin, en güzel tarafı da bu olsa gerek.

2007 yılının en azından bu tür bir deneyin Modern Türk Şiiri’nin gündemine taşınması için özel bir yıl olduğunu söylemek gerek. Ama bu taşınma, aslında haddinden fazla sığ ve dar olduğunu fark ettiğimiz şiir gündeminin damarlarında akamadı pek.

Şu var ki, insanlarımızın çoğu, deneyin kendi içinde yer alan o hata payları konusunda pek iç acıcı şeyler düşünmüyorlar. Görsel şiir gibi, kökünden 19. Yüzyıl Batı Kültürü’nün avangard sanat dediği şeye bağlı bir olayı, kendi kültürel görsellik sığası ile hemhal etmeden anlamak mümkün değilken, onu sırf dışarlıklı ya da safî yerli bir aralıkta tutmak, fiziksel olarak mümkün değil. Sanatçılarımızın, şairlerimizin, eleştirmenlerimizin unuttuğu temel şey, 20. YY Avangardizmi’nin “enternasyonel” ile olan ilişkisinin hiç de öyle hafifsenmeyecek ve ucu “inter-net” medyaları ile sıkı fıkı bir yanı da mevcuttur. Bu yan, belki bizde pek doğru okunamadı, belki de nasıl katılacağımızı bilmiyorduk. Demem o ki, görsel şiir denilen şey, hem bir “zımbırtı” olabilir, hem de hakikatin kendisine de çıkabilir, hem lirizmin kendi cebrinde mahfolmasına sebep olabilir, hem de şiiri şiir yapan her türlü değerin yeniden düzenlenmesi demek olabilir. Bu süreçtir. Bir süreç, yukarıda belirtmeye çalıştığım gibi “hata paylarının” paftalanması ve hesaplanması ile mümkündür.

Hata paylarının cümbüşü

Deney, o sürece bağlı olarak bir sonuç vermek için belki bilimsel alanda yapılabilir. Fakat sanatsal alanda, deneyin özü, deneyen ile denenen arasındaki o arizi halin belki bir an için yok olması demek de olabilir. Görsel şiiri mutlaklaştırmak ya da deneysel olanı, konvansiyonel karşısına koymak gibi bir ayrıma gitmeyi böyle açıklayabiliriz. Yürürlükte olanın ortaya çizdiği çok katı şablonları kırabilmek için ancak böyle bir çıkış gerçekleştirilebilir. Şu da sorulabilir, bütün bunlardan çıkan ne olur? Hiç birşey de olmayabilir. Ve hiç bir şey pek de tanıdık olduğumuz birşey değildir. Fakat hata paylarının izinden gitmek, elimize oldukça büyük bir envanter çıkarabilir. Ve bu envanter, elbette bize, bugüne kadar hata ile konuşturulamamış olan birçok unsurun da konuşturulabilmesi için fırsat verebilir.

Dalga boyu

Burada bir avuç insan, bir avuç şair olarak hakikat ile ilgili arsa planımızı değiştirip, onu başka türlü bir yoldan okumaya çalışıyoruz. Bu okuma, bizim dışımızda kalan ve kendisine şair diyen kişilerin, grupların garibine de gidebilir. Zamanımızın böyle ifade edilebileceğini düşünmek yerine, alın terimizle hiç bir haltı ifade edemeyeceğimizi göstermek için çalışmak da bir yoldur. Ve geriye belki hiç bir eser, hasarsız tek bir yapıt bile kalmayacaktır. O zaman parça parça, bölük pörçük bir açık metin denizinin karşısında neşe ile oynamaktan başka çaremiz de kalmayacaktır. Ve o ummanın ortasında, durgun denizin ortasında, bir dalga boyu, bizi bir an için gökle yer arasında hareket ettirecek, en ufak harekete dua edeceğiz.

Şiirin fonksiyonu, o dalgalar arasında kendisini duyabilecek ve süreksizlerinde peşine düşecek kulaklar ve gözler arıyor.

Serkan Işın
Haziran 2008

Mimle/Kaydet